ZAMAN ve BOYUT

  • Işığın hızı saniyede 300,000 km.’dir. Sesin ortalama hızı saniyede 340 m.’dir. Havanın sıcaklığına ve yoğunluğuna bağlı olarak değişebilir. Bulunduğumuz yerin 1 km. uzağına yıldırım düştüğünde bunun ışığını hemen görürüz, sesini 3 sn. sonra duyarız.
  • Işığın hızı dakikada 18,000,000 km.’dir. 1 ışık yılı ise, ışığın 1 yılda katettiği mesafedir ve 9,467,280,000,000 km.’dir.
  • Işık Yılı terimi bir zaman ölçü birimi değil, mesafe ölçü birimidir.
  • Einstein, ışığın hem tanecik, hem de dalga şeklinde yayıldığını ispatlamıştır.
  • Uzaktaki bir cisme bakarken aslında onun geçmişteki halini görürüz. Örneğin Ay’ın bize olan mesafesi 354,000 km.’dir. Biz Ay’a baktığımızda aslında Ay’ın 1,2 sn. önceki halini görürüz. Güneş’in bize uzaklığı ise 8 ışık dakikasıdır. Yani Güneş’e baktığımızda aslında onun 8 dakika önceki halini görürüz. Evrende gözlenebilen her cisim için aynı kural geçerlidir. Yıldızların hepsi bize farklı uzaklıklarda olduğu için, aslında bir çok farklı geçmişi aynı anda seyrederiz. Öyleyse zaman nedir?
  • Uzayda ne kadar uzağa bakarsak o kadar uzak bir geçmişi görürüz. 5 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir cismi gözlemlediğimizde, 5 milyon yıl önce orada olan bir cismi gözlemlemiş oluruz. Biz ‘şimdi’yi yaşadığımızı sanarız, ama aslında çevremizde gerçekleştiğini sandığımız tüm olaylar bize olan uzaklıklarına bağlı olarak farklı zaman dilimlerinde gerçekleşmektedirler. Uzay ve zaman sonsuz değildir. Ama döngüsellikleri nedeniyle onları öyle zannederiz.
  • Zaman, olayları algıladığımız sıralamaya verdiğimiz bir addır. Baktığımız yıldız, gördüğümüz yerde bile değildir. Dolayısıyla, zaman ve ışık birbiriyle çok ilişkilidir.
  • Gözlemlenen olaylar ışık hızına bağlı olarak iletilir. Çünkü ışık hızı, bu evrendeki maksimum hız sınırıdır. Sistem içerisindeki hiç bir madde ışıktan daha hızlı hareket edemezç Hatta ışık hızına dahi ulaşamaz. Işığın bir kütlesi olmadığı için saniyede 300,000 km. hızına ulaşabilir. Işığı oluşturan parçacıklara Foton veya Kuant denir. Bir Foton kadar hızlı hareket edebilseydik zaman ‘bizim için’ donmuş olacaktı. Zamanın sıfır olduğu bu an, zamanın olmadığı an demektir. Ne kadar yavaş hareket edersek de zaman bizim için o kadar hızlı akacaktır.
  • Işık hızı zamanın sıfır noktasıdır. Zamanın olmadığı bu ortamda mekan da var olamaz. Çünkü mekanın var olduğu her ortamda zaman da var olmak zorundadır. Aynı şekilde, zamanın olduğu her ortamda da mekan olmak zorundadır. Çünkü zaman, mekan olmadan akamaz. İkisi ancak birlikte var olabilir. Eğer ışık hızı, uzay-zaman adı verilen sistemin sınır noktası ise, bundan daha yüksek hızlar ne anlama gelir?
  • Zaman ve mekan (uzay) birbirinden asla ayrılamayacağı için gözlemleyebildiğimiz evren 4 boyutlu bir sistemdir. 4. boyut olan zaman boyutu, diğer boyutların sürekliliğini sağlar.
  • Uzayda aynı doğrultuda ilerlendiğinde varacağımız nokta başladığımız nokta olacaktır. Zaman ve mekan (uzay) birbirinden asla ayrılamayacak ve birbiri ile ilişkili boyutlar olduğundan, aynı durum zaman için de geçerli olmalıdır. Yani eğer uzay çizgisi döngüsel ise, zaman çizgisi de döngüsel olmalıdır. Bu ise bizi, zamanın başlangıcının ve sonunun aslında aynı ‘an’ olduğu sonucuna götürür. Daha açık bir ifadeyle; evrenin sonu olarak öngörülen Big Crunch (Büyük Çöküş) anı, aslında evrenin başlangıç anı olduğu tespit edilen Big Bang (Büyük Patlama) anıdır. Çünkü zaman, döngüsellik özelliğinden dolayı başlangıç anıyla çakışır. Bu yaklaşımla, Big Bang ve Big Cruch anları arasındai bir üst boyuttan bakıldığında sıfır saniye varsa, bu durumda her ikisinin de zaten gerçekleşmiş ve sona ermiş olduğu sonucuna ulaşılır. Yani hem geçmiş, hem de bizim algımıza göre gelecek aynı anda yaratılmıştır. Sonuç olarak, geçmişteki olayların gerçekleşmiş olması gibi, aslında gelecekteki olaylar da gerçekleşmiştir. Gelecekte yaşanacak olayların Kur’an-ı Kerim’de zaten yaşanmış gibi anlatılmasının sırrı da bu olmalıdır? (“Sıfır Noktası”, 54-55). Dejavu olarak nitelendirilen olayların sebebi, gelecekte yaşayacağımız olayları aslında zaten yaşamış olmamızdır. Bazı anlar olur ki, yaşadığınız ama sırası henüz gelmediği(!) için belleğinizde kaydı oluşmamış bilgiyi, herhangi bir tetikleyici unsur sayesinde hatırlayıverirsiniz. Zaman denilen şey olayların yaratılma sırası değildir. Bizlerin onları algılama sırasıdır. Yaratıcı zamana tâbi değildir. Bilakis zamanı yaratan O’dur. Hiç bir boyut O’nu kapsayamaz. Çünkü tüm boyutların yaratıcısı da O’dur.
  • Takyonlar ve Takyon Evreni: Maddesel evrende ışık hızından daha yüksek bir hız olamaz. Ancak ışık hızından daha yüksek hızların var olabileceği bir başka ortam vardır. Bu ortam Takyon Evreni’dir. Takyon evreninde uzay ve zaman boyutları yoktur. Eğer Takyon boyutuna geçip, uzay-zamanı gözlemleme imkanımız olsaydı, uzayın üst üste binmiş kesitlerini görürdük. Uzayın kesitlerinin üst üste binmesine zaman denir. Çünkü zaman, uzayın varlığının sürekliliğini sağlayan boyuttur. Bir benzetme yapacak olursak, uzay kesitlerini üst üste binmiş şekilde görmek, bir film şeridine bakıp, sahneleri kareler halinde aynı anda görmek gibidir. Yani Takyon boyutundan buraya bakacak olursanız, geçmişi ve geleceği aynı anda görebilirsiniz.
  • 2 boyutlu bir ortamda (bir kağıdın yüzeyi) yaşayabilen bir insan için 2 doğru arasındaki en kısa yol bir doğrudur (çizgidir). Kağıdı alıp, rulo yapsak bile o hala sadece kağıt yüzeyinde ilerleyebildiği için bir noktadan diğer bir noktaya ulaşabilmek için kağıt yüzeyinde ilerlemeye devam edecektir, kağıdın yüzeyini kullanarak etrafında dolaşacaktır. Kağıdı katladığımızda noktaların birbirine daha yakın olduğu gerçeği, sadece 3. boyut veya daha üst bir boyuttan bakan biri tarafından farkedilip, gözlemlenebilir. Adamımız 3. boyutun varlığından bile habersizdir. Ona 3. boyutu anlatmaya çalışsanız dahi anlamayacaktır. Çünkü onun mantık yapısı 2 boyutlu bir evrene göre şekillenmiştir. Bulunduğu bu katlanmış yüzeyde (3 boyutlu evren) ne kadar ilerlerse ilerlesin, karşısına bir duvar çıkmayacağı için kendi evrenin sınırlarının sonsuz olmadığını anlamayacaktır. Biz de benzer şekilde, madde-bedenimizle şu anki sistemimizin dışında bulunamayız. Kıvırdığımız bu kağıdın üzerinde bir delik açtığımızda, deliğin içi 3. boyut olarak tanımlanacaktır. Bu boyut, 2 boyutlu adamımıza göre yeni bir boyut olduğu için, deliğin içini, deliğin ‘içinin olması’ kavramını tanımlayamayacaktır. Deliğin kenarlarında kağıdın yüzeyi (2 boyutlu evren) kesintiye uğradığı için deliğin varlığını bilecek ama içini kapkaranlık bir boşluk olarak algılayacaktır.  Einstein “Evrende doğrusal bir yönde ve hiç durmadan hareket ederseniz, varacağınız nokta başlangıç noktanız olacaktır” demiştir ve bunun doğruluğunu İzafiyet Teorisi isimli kitabında teorik olarak ortaya koymuştur.
  • Holografik bir kayıtta, bu kaydı sonsuz sayıda parçaya ayırsanız da, en küçük parçası bile bütüne ait tüm kaydı verecektir. Parçalara bölmek, nesnenin eskisinden farklı bir yapıya girmesine neden olacaktır. Ancak parçaların öz bilgisinden hiç bir şey eksilmeyecektir. David Bohm, evrenin de holografik bir biçimde davranış gösterdiğini ileri sürmektedir.
  • Zaman ve uzay birbiri ile ilişkili olduğundan ve kütlesi büyük cisimler uzayı bükebildiğinden, büyük bir binanın hemen altında duran bir insan için zaman, bolukta duran bir insana göre göreceli olarak daha yavaş akacaktır. Ancak bu fark nanosaniyeler mertebesindedir.
  • Işık hızına yakın bir hızda ilerlemekte olan bir araçta, zaman daha yavaş ilerleyecektir. Evrende hiç bir cisim ışık hızına dahi erişemez. Hız arttıkça zaman yavaşlar ve bu nedenle hiç bir cisim ışık hızına ulaşamaz. Bir cisit ancak enerjiye döndüğü oranda ışık hızına yaklaşabilir.
  • Kuşlar, köpekler gibi küçük hayvanlar ve küçük çocuklar, dünyayı geri kalanımızdan daha yüksek bir çerçeve hızıyla (kare hızı, frame rate) algılıyor. Bunun sonucunda, bu küçük hayvanlar hayatı kalıcı bir Matrix kurşunu hızında yaşayıp etraflarındaki her şeyi yavaş çekimde hareket ediyor gibi görüyorlar. Bu, evrimsel olarak küçük hayvanlar ve böceklerin kendilerinden büyük fakat hızlı yırtıcılardan sakınabilme ihtiyacı ile açıklanıyor. Bir canlı büyüdükçe, fiziksel ölçüleri arttıkça ve metabolizmaları yavaşladıkça, görme hızları da yavaşlamaya başlar. Bu durum neden çocukların ve köpek yavrularının sürekli bir acele içinde olduğunu düzgünce açıklıyor. (http://evrimagaci.org/fotograf/94/5396)
  • Dünya’yı varoluşundan bu yana 24 saate sığdırmaya çalışsak insanlar bu sürenin sadece 1 dakika 17 saniyesini doldurabilir.
Advertisements