FELSEFE ve İNANÇ

  • İnsan, yaşadığı Dünya’yı sadece bilmekle yetinmez. Onu açıklamak ve yorumlamak da ister. Bu amaç doğrultusunda algıladığı olaylar arasında neden-etki bağları kurmaya çalışır. Bu aşamaya gelen bilgi, artık gündelik bilgi olmaktan çıkar ve bilimsel olma niteliğine kavuşur.
  • Eski Yunanların philosophia yani bilgelik sevgisi adını verdikleri felsefe, tümel yani evrensel bir bilgidir. Felsefe bu tümel bilgiye hakikat adını verir ve bu anlamda felsefe, hakikati araştıran bir tümel bilim olur.
  • İnsan hem dış dünyayı, hem de iç dünyasını duyularıyla algılar, aklıyla kavrar ve onların bilincine varır. Bir başka deyişle bilgi edinir. Bilgi edinmede 2 temel öğe vardır. Biri süje (özne) denilen insan bilinci (aklı), diğeri ise algıladığı ve aklının kavramaya yöneldiği objedir (nesne). Bilgi edinme süreci dikkate alındığında bilgi bağlantıları şu şekilde sıralanabilir: Algılama, düşünme, anlama ve açıklama.
  • Bilme bir algılama etkinliği, bilgi de bu etkinliğin bir sonucu, ürünüdür. İnsan sadece sadece algılarıyla bilgi edinmez. Düşünme, tasarlama, hayal etme ve hatırlamayla da bilgi ilgisi kurulabilir, bilgi edinilebilir.
  • Bilgi Türleri -> 1) Gündelik Bilgi: Algıya dayalı, nesneler ve olaylarla ilgili bilgidir. Doğruluğu olabilir. Ancak bu doğruluk belirli bir zaman içinde algılanan iki olay arasındaki bir doğruluktur. Her zaman geçerli olmayabilir. 2) Dinsel Bilgi: Her din, varlığı ve dünyayı kendi anlayışına göre açıklar. Burada süje ve obje arasındaki bilgi ilgisi inanca (imana) dayanır. İnanç öylesine güçlü bir ihtiyaçtır ki, dinlerin verdiği bilgiler bilimsel açıklamalara ters düşse bile, bu inanma ihtiyacı dinleri yaşatmaya devam eder. 3) Teknik Bilgi: Techne (eski Yunanca’da beceri ve sanat anlamına gelir). Süje-obje arasındaki bilgi ilgisi beceri ile kurulur. Gündelik bilgiye dayanan teknik ile bilimsel bilgiye dayanan tenik birbirinden ayırt edilmelidir. Bilimsel bilgiye dayanan tekniğe teknolojik bilgi ya da teknoloji denir. Teknoloji, bilimsel bilginin belli bir alana uygulanmasıdır. 4) Sanat Bilgisi: Süje-obje arasındaki bilgi ilgisi yaratıcı hayal gücü ile kurulur. Ancak sanat bilgisindeki süje, herhangi bir bilgi ilgisindeki özneden farklıdır. Burada objeye yaklaşan bir sanatçı süjesi (bilinci vardır). Eğer sanatçı, eserine kendi hayal gücüyle, kendine özgü bir yorum katıyorsa buradaki bilgi nesnel (objektif) değil, öznel (subjektif) bir bilgidir. 5) Bilimsel Bilgi: Sınırlı bir konusu ve belli bir yöntemi olan, sistemli ve genel geçerliliği olan sonuçlara ulaşmak isteyen bilgidir. Süje-obje arasındaki bilgi ilgisi bilimsel ya da deneysel yöntem adı verilen bir yöntemle kurulur. Gözlem ve deneye dayalı bir bilgi üretme özelliğine sahiptir. Bu yöntemle, kişiden kişiye, toplumdan topluma değişmeyen bilgi elde edilir. Bu nedenle, objektif (nesnel), kanıtlanabilir, evrensel, tutarlı ve sistemli bir bilgi türüdür. Ayrıca, bilimsel bilgi insanlığın deneyimlerine, bilgi birikimine dayanır, yeni tekniklerle ve sürekli araştırmalarla gelişip, ilerleme özelliği taşır. Gelecek hakkında öngörüde bulunabilme olanağı sağlar. 5a) Formel Bilimler: Tümden gelim kullanılır. Matematik, geometri vs. Mutlak kesinliğe sahiptir. 5b) Doğa Bilimleri: Doğada tek tek karşılaştığımız olayları birleştirip, genelleştirerek ifade etmek ister. Bunu da deneysel yöntemlerle olaylar arasında nedensellik (neden-sonuç) ilgileri kurarak yapar. Amaç doğa yasalarına ulaşmaktır. Doğa yasaları, doğada meydana gelen olaylar arasındaki değişmez ilişkileri ifade eder. Böylece doğa bilimleri doğada bir düzenlilik bulunduğunu kabul eder. Temek yöntem tümevarımdır. Doğa bilimleri genelleştirilmiş bir bilgi ortaya koyar. Elde edilen saptamalar tek bir olayda değil, genel geçerliliğe sahip saptamalardır. Doğa bilimlerinin ortaya koyduğu bilgi kesin bir bilgidir. Ancak burada bulduğumuz kesinlik, mantık ya da matematik önermelerde bulduğumuz gibi mutlak bir kesinlik olmayıp, yüksek derecede bir olasılıktır.
  • Tümdengelim: Genel ilke ve yasalardan hareketle tek tek olayların açıklandığı bir yöntem biçimdir.
  • Tümevarım: Olayların tek tek incelenerek, bu tek tek olayları da açıklayacak genel önermelere, yasalara ulaşılmasını sağlayan bir yöntemdir.
  • Dogmatizm: İlkeler, çeşitli öğretiler ve asla değişmeyeceği kabul edilen değerleri sorgusuzca kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa verilen isimdir. Bu tür savlara, öğretilere ve inançlara ise dogma denir. Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır, zira farklı düşüncelere, perspektiflere yer olmadığı gibi, dogmatizmde deneyle tanıtlama da kabul edilemezdir. Türkçedeki karşılığı bağnazlıktır. Yalnızca din alanında değil, pek çok alanda, hatta bilim alanında da karşılaşılmıştır. Karşılığı Septisizm‘dir (kuşkuculuk).
  • Hanif : Tertemiz, arıduru, pak anlamlarına gelmektedir. Kur’an’da bu kelime insanın, Allah’ın yanı sıra başka bir güç ve hakikat kaynağı tanımadan, sadece bir olan Allah’ın yoluna en saf ve duru olarak kendisini teslim etmesi olarak tanımlanır. Hanif, bir Kur’an kavramı olarak tanımlandığında ‘evrenlerin tek hakimi olan yaratıcıya duru olarak inanıp güvenen’ anlamı taşır. Dosdoğru olan, doğruya yönelen, doğruyu arayan.
  • Mutluluk ve özgürlük, bir tek ilkenin açık seçik anlaşılmasıyla başlar: Bazı şeyleri kontrol edebiliriz, bazı şeyleri edemeyiz. Neyi kontrol edebileceğimizi ve neyi edemeyeceğimizi öğrendikten sonra içsel sakinliğe ve dışsal etkinliğe ulaşılabilir. Kontrol edemeyeceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz şeyleri kontrol etmeye ve değiştirmeye çalışmamız yanlızca şiddetli bir acı duymamıza neden olur.
  • Canımızı sıkan bir kişi veya olay her ne şekilde ve ne sebeple ortaya çıkmış olursa olsun sadece zihnimizde oluşmuş bir görüntüden ibarettir.
  • Özünde Tanrısallık özelliği taşıyan varlığın kainattaki yolculuğu, varoluşu ile ilgili ipuçlarını aramak, özünde varolan mükemmelliğini her boyutta tatbik etmek ve gerçeğe bir nebze yaklaşmaktır. Biz buna tekamül diyoruz.
  • Her şey bir bütündür ve birbiri arasında iletişim ve etkileşim içindedir.
  • Musa peygamberden önce yaşamış olan firavun IV. Amenofis’in tek Tanrı (Aton) inancı vardı. Kendisini Aton’un hizmetkarı anlamında Akheneton olarak adlandırdı.
  • Dünya’nın ilk tek Tanrı’lı dini Mu dinidir.
  • Ezoterizm: Köken olarak Yunanca Esoterikos sıfatından türetilmiştir. Ezo Yunanca iç, içrek anlamı taşır. Ezoterizm ise, içeride olan, saklanmış olan, gizli olanın bilimi anlamına gelir. Esoterikos kelimesi Yunancaya Luvice’den geçmiştir. Luviler M.Ö. 8000’li yıllarda Anadolu’da yaşamış bir topluluktur. Lu-Vi kelimesi bu halkın dilinde Işığın İnsanları anlamına gelmektedir. Luvice Ezo kelimesi öz anlamına gelir ve Türkçe’de fonetik olarak çok az bir değişiklikle taşınmıştır. Ter kelimesi ise Luvice’de baş, akıl anlamlarını taşımaktadır. Ezoterizm, Tanrı-Evren-İnsan ayniyeti üzerine kurulu, her şeyin Tanrı’dan südur ettiği (fışkırdığı) ve O’nun bir parçası olduğu düşüncesine dayalı bir düşünüştür. Doğu kültüründeki ifadesi Mistisizm-Spiritüalizm, İslam inancında ise Batınilik-Tasavvuftur.
  • Tek tanrılı dinlerde yaratan-yaratılan ikilemi varken, Panteizm’de bu ikilem yoktur. Panteizm’e göre Tanrı yaratan değil, var olandır ve evrenin toplamıdır.
  • Tanrı’dan ayrılmış olan her zerreciğin nihai hedefi, ayrılmış olduğu ana kaynağa geri dönmektir. Arabi’ye göre Tanrısal yapının gereği olan titreşim hareketi bir tür Tanrısal nefes alıp, vermedir. Bunu Feyz-i Akdes olarak adlandırmıştır. Bu titreşim hareketi fiziki alemde hissedilmez. Ancak kuantum bilimi, enerji alanı içindeki bu titreşimlerin varlığını saptamış ve bunlara Kuantum Flüktüasyonları demiştir. Var olanların belirgin hale geçisi için gerekli olan ilk hareket budur. Arabi ikinci çıkış adımını ise Feyz-i Mukaddes olarak adlandırmıştır. Bunun ile, ruh ve bedenin birleşmesi ve varlığın kutsal yolculuğuna başlaması anlatılmaktadır.  Tekamülün sürekliliği için evrenle uyumlu olmak, aynı tını, ritm, titreşim ve rezonans halini sürekli kılmak elzemdir.
  • Ezoterik bakış açısıyla Tanrı, özü itibariyle olabilecek en mükemmel yapıdadır. Ancak cevheri itibariyle sürekli gelişmeye açık bir yapısı vardır ve her türlü evrensel deneyim, bu geşimeyi sonsuz düzeyde devam ettirmektedir. Evrendeki her tekamül, bir anlamda Tanrı’nın da tekamülü anlamına gelmektedir.
  • Tekamülün sürekliliği ve yeni deneyimlerin yaşanması, varlıkların özgür iradeye sahip olmalarını gerektirmektedir. Yaşananların tamamı yeni tecrübeler demektir ve her biri Tanrısal üst bilinci beslemektedir.
  • Ezoterizmin öznesi insandır. Amacı, hayatın nedenlerine dair temel soruları cevaplandırmanın yolunu açmaktır. Herkes bu yolda tek başına yürür ve sorularını kendi kendine cevaplandırır. Bu yolda ne bir dogma kullanılır, ne bir doktrin önerilir. Gelişimin temel taşlarından bir tanesi, hiç bir doktrin ya da dogmaya körü körüne bağlı olunmamasıdır.
  • Ezoterizm, içte var olanı uyandırma yöntemidir. Ulaşılması hedeflenen noktaya bir insanı ulaştıracak hiç bir mürşit, üstad ya da sihirli bir formül yoktur. Aklı tamamen aydınlık, her türlü peşin hükümden kurtulmuş, görüş açısı insanlık hakikatini bütünüyle kavrayacak kadar açık insan olmayı hedefler. İnsanlar hayata genellikle belli kalıpların arkasından bakmaktadır. Bu kalıplar kimi zaman inanç, kimi zaman ideoloji, kimi zaman din, kimi zaman da geleneksel değerlerdir. Lakin önyargılarla takılmış olan gözlüklerle hakikate ulaşmak mümkün değildir. Ezoterik söylem, akla dayanan sezgiciliktir. Bu bakış açısına göre, kişinin kendisine ait temel sorulara cevap bulması ancak sezgisiyle vardığı neticeleri aklının süzgecinden geçirmesi ile mümkün olabilir. Dogmalara, ön yargılara, hazır kalıplara yer yoktur. Aklın kontrolündeki sezgi ile herkes kendi vicdanında kendi hakikatini bulacaktır. Hakikate ulaşmak için herkes hür iradesini kullancaktır. Hür iradenin olmadığı yerde, bireysel gelişme de bir anlam ifade etmez.
  • Ezoterik yolda yürüyen bireylerin hedefi, evrensel ahengin uyumlu bir parçası olabilmektir. Adalet, sevgi ve şefkat gibi kavramlar ezoterik öğretinin doğal birer yapı taşıdır.
  • Tanrı ezelidir. Semavi dinlerin ortaya çıkışından önce de Tanrı olduğuna göre, Tanrı’nın varlığı ve Tanrı inancı hiç bir dine bağlı değildir, dinlerden bağımsızdır.
  • Her şey muhteşem bir organizmanın birer hücresidir. Hücrenin yaşayabilmesi, organizma içerisinde kendi üzerine düşen işlevi yerine getirmesine, yani varoluş sebebine uygun hareket etmesine bağlıdır.
  • Deist inanca göre, evren yaratıldığından bu yana tek bir atom eksilmemiş, tek bir atom çoğalmamıştır. Lavoisier’e göre de kainat nasıl yaratılmışsa odur. Eksilmez ya da çoğalmaz. Sadece sürekli bir değişim ve dönüşüm içindeki bir enerji bütünüdür. Tüm atomların yaşı evren kadar eskidir. Hiç bir ölüm bir ayrılış, hiç bir doğum da bir kavuşma değildir.
  • İnsanların ruhu, nesnelerin tözü vardır. İnsanın ruh ve beden boyutu bulunduğu gibi, nesnelerinde madde ve dalga boyutları vardır.
  • Kuantum: Latince’de “Ne kadar?” ve “Çok fazla” gibi iki farklı anlama gelebilecek bileşik bir sözcüktür. Kuanta sözcüğü paket demektir. Kuantum ise paketin içindeki bilgi şeklinde ifade edilebilir. Kuantum teorisi ilk olarak1901 yılında Max Planck tarafından ortaya atılmıştır. Yayınladığı hipotezinde, cisimlerin sonlu miktarda enerji taşıyan ve bir yay gibi titreşen küçük birimlerden oluştuğunu söylemiştir. Titreşen birimlerin nesneleri oluşturduğunu, bu titreşen varlıkların da atomlar olduğunu savunmuştur. Doğada maddeyi oluşturan bütün nesneler hem dalgalar, hem de parçacıklar halinde davranış gösterirler. Broglie, Einstein’in formülünü elektronlara uygulamış ve bunu ispatlamıştır. Şu halde, her varlığın iki farklı ama birbirlerini tamamlayıcı özelliği bulunmaktadır. Bunlardan biri fiziki aleme ait olan madde, diğeri ise metafizik aleme ait enerji, yani ruhtur. Madde, yani parçaçcık kesik kesik akmaktadır. Yapısı gereği sınırlıdır ve sonludur. Enerji ise sürekli akmaktadır. Dalga yapısı gereği sınırsız ve sonsuzdur. Madde yani beden ölürken, enerji yani ruh ölümsüzdür.
  • Klasik matematikte 1+1=2’dir. Oysa kuantum matematiğinde 1+1= sonsuz 1’dir. Çünkü her birey, tek başına bir varlık olmanın ötesinde, sonsuz 1’in yani Tanrı’nın bir parçasıdır. Bütünün parçasına yapılan bir müdahale, bütünün tamamının aynı değişimi geçirmesine yol açmaktadır. Hiç bir şey bütünden kopmaz ve ayrılamaz. Sadece hal değiştirme vardır. Değişkenlik her zerreye nüfuz eder ve bu değişimden kainatın her zerresinin haberi olur. Teizm’in savunduğu gibi bir yaratan-yaratılan ikilemi, kuantuma göre bu yüzden olanaksızdır.
  • İnsanlığın bugüne kadar yapmış olduğu en temel tespit, doğada değişmeyen hiç bir şeyin olmadığı gerçeğidir. Her şey sürekli değişim halindedir.
  • Spinoza ve Hegel, Deist ve Panteist benlik görüşünü birleştirmeye gayret etmişlerdir. Karşıt fikirlerin ve tezlerin birliğe getirilmesi gerektiğini söyleyen Hegel, bu yaklaşıma Diyalektik adını vermiştir.
  • Evrende her şey karşıtlıklar dengesi üzerine kuruludur. Zıtlık yoksa varlık yoktur, hareket yoktur, süreç yoktur. Zıtlıklar yoksa hayat ya da ölüm de yoktur. Her şey çift ve zıt yaratılmıştır. Ancak bu zıtlıklar bir çatışma, bir kavga, kaos için değil, birbirini tamamlama ve kendisini diğerine göre tanımlama için vardır.
  • Ezoterizm’in felsefi ifadesi olan Panteizm’in batı dünyasındaki en bilinen savunucusu Spinoza’dır. Spinoza Panteist bakış açısını, Endülüslü İslam filozofları olan Arabi, İbn-i Rüşt ve Meymonides’ten almış görünmektedir. Ancak, dönemin güçlü filozofu Desit Descartes’ın etkisi ile Panteist söylemi Deist söylem ile uzlaştırmaya çalışmış ve ortaya karma bir öğreti çıkarmıştır.
  • Tanrı’nın evrenle özdeş olduğunu ve evrendeki her varlığın Tanrı’nın bir parçası olduğunu savunan görüş Panteizm’dir.
  • Einstein tam bir Spinoza hayranıdır. “İnsanların kader ve eylemlerini kendine tasa edinen bir Tanrı’ya inanmıyorum. Ben, kendini varlıkların ahenginde gösteren bir Tanrı’ya inanıyorum. İnsanların yaptıklarıyla uğraşan bir Tanrı’ya değil.” demiştir.
  • Determinizm, tüm nesne ve olayların önceden belirlenmiş olduğu, onların öyle olmalarını zorunlu kılan bir takım yasa veya güçlerin etkisiyle meydana geldiklerini ileri süren öğretiye verilen addır. Panteizm determinist bir görüş değildir.
  • Her atomsal enerji, Tanrı’nın enerjisini ihtiva etmektedir. Tanrı’nın ruhu her zerrede bulunmaktadır. Her varoluşun özü aynıdır. Aradaki fark sadece titreşimsel boyuttadır. Tıpkı hayat gibi bilgi de her yerdedir. Tüm evren bilgi ile donatılmıştır. Tüm bilgi bütündür ve birdir. Tüm kainat, özünde hakikatin bilgisini taşımaktadır.
Advertisements