DOĞA ve İNSAN

  • Karaların ortalama yüksekliği 840 m.
  • Denizlerin ortalama derinliği 3808 m.
  • Manyetik Kuzey, kuzey kutbunun 1300 km. uzağında, Kanada’nın kuzeybatısındadır.
  • Manyetik yöndeğiştirme en son 700,000 yıl önce gerçekleşti. Günümüzde yılda 19-24 km. yer değiştiriyor.
  • 1670 yılından beri yermanyetik alanı %5 oranında azaldı.
  • Dinozorlar zamanında Alpler yoktu.
  • Civarındaki su seviyesine göre en yüksek yer Everest tepesi. Tabanından itibaren en yüksek yer Hawai’deki Mauna Kea. Dünya’nın merkezinden itibaren en yüksek nokta ekvatordaki Chimborazo’dur.
  • Kuzey Amerika her yıl Avrupa’dan 2,5 cm. uzaklaşıyor.
  • Antarktika (Güney kutbu) Avrupa ve Avustralya’nın 1,5 katıdır.
  • Avustralya en küçük kıtadır.
  • Filipinler 7100 adet adadan oluşmuştur.
  • Panama 1903’e kadar Kolombiya’ya bağlıydı ve Güney Amerika kıtasına aitti. Bağımsızlık kazanınca 1 sene boyunca kıtasız kaldı. Daha sonra Kuzey Amerika kıtasına katılma kararı aldı.
  • Mısır’ın sadece %3-4’ü yerleşim için uygundur.
  • Dünya’daki yüzey sıcaklığının %98’inin kaynağı Güneş’tir. Kalan %2’lik ısınma ise Yerküre’nin iç enerjisinden kaynaklanır.
  • Atmosferin üst tabakasının sıcaklığı, Güneş’in yüzey aktivitesine göre 750-1250 derece arasında oynayabilmektedir.
  • Ekvator civarına ağırlıklı olarak gelen Güneş enerjisi, Atmosfer (%60) ve su akıntıları (%40) ile kutup yönlerine doğru aktarılır.
  • Son buzul çağında İngiltere’nin kuzeyi 300 m. kadar buz altındaydı. Buzlar eridiği için kuzeyi yükselmekte, güneyi ise batmaktadır.
  • Güneş’ten gelen her 100 fotondan yaklaşık olarak 50’si yeryüzüne ulaşır. 20’si atmosfer tarafından yutulur (bulutlar). 30’u ise yeryüzüne gelmeden Atmosfer ve bulutlar yoluyla geri yansıtılır.
  • Atmosfer battaniye gibi Dünya’yı ısıtıyor (sera etkisi). Eğer atmosfer olmasaydı Dünya’da ortalama sıcaklık -18 derece olurdu.
  • Güneş enerji gönderimini yarı yarıya azaltsa, yeryüzünde ortalama sıcaklık 50 derece azalır. Enerji gönderimi 2 kat artsa, ortalama sıcaklık 60 derece artar.
  • Su donarken etrafındaki havanın çok soğumasını da engeller.
  • Dünya’nın en soğuk ve en sıcak bölgeleri sudan en uzak bölgelerdir.
  • Büyük Sahra çölü yaklaşık olarak Avrupa kıtası büyüklüğündedir.
  • Magnitüd’ü 5 olan bir depremin enerjisi 200 tonluk TNT’ye eşittir.
  • Depremde evlerin yıkılmasının sebebi, evlerin sadece dikey yöndeki kuvvetlere karşı dayanıklı yapılmasındandır.
  • 1883 yılında Endonezya Java adasındaki Krakatoa yanardağının patlaması 4700 km. uzaklıktan duyulmuştur (Londra-Ankara mesafesi). 36,000 kişi ölmüştür.
  • Dünya dümdüz bir yer olsaydı suların yüksekliği 2,5 km. olurdu.
  • Dünya’daki su tüm Dünya kütlesinin 1/4400’üdür. Dünya’ya dışarıdan bakan biri, Dünya üzerindeki suyu bir cam üzerinde oluşturduğumuz nem kadar ince görecektir.
  • Üzerinde buzul olmayan tek kıta Avustralya’dır. Çünkü burada yüksek dağlar yoktur. Buzul bulunması enlemlere göre değil, deniz seviyesinden olan yüksekliğe bağlıdır.
  • Havadaki ortalama su buharı %1’dir. Ekvatorda bu oran %4’tür.
  • -9 derecenin altına inilince kar yağma ihtimali oldukça düşer.
  • Dünya’nın en yağışlı yeri Hawai adalarıdır.
  • Yağmur öncesi bulutlarda damlacıklar büyür ve ışığı yansıtmak yerine ışığı yakalarlar. Bu yüzden yağmur bulutları beyaz yerine gri renkli olurlar.
  • Hücrelerimiz yedi yılda bir yenilenir.
  • Eğer bir atom, bir olimpik havuz büyüklüğünde olsaydı, ağırlığının büyük bölümünü oluşturan çekirdeği ortalama bir kum tanesi büyüklüğünde olurdu. Geri kalan boşlukta ise birkaç elektron dolaşırdı.
  • Dış Dünya ile ilgili algıladığımız her şey, beynimizdeki elektriksel sinyallerden ibarettir. Vücudun ihtiyacı olan elektrik, hücrelerimizdeki Mitekondri adı verilen minik enerji santrallerinde üretilir. Bu elektriğin, vücudun gerekli yerlerine gönderilmesi komutunu ise beynimiz verir. Örneğin kalbin çalışması için beyin, kalbe ortalama her 0,9 saniyede bir 3 mikrovolt şiddetinde elektrik verir. İnsan vücudunun çalışabilmesi için mikrovoltajlar yeterli olabilmektedir. Öfke, korku, stres ve moral bozukluğu gibi durumlarda vücudumuzda aşırı elektrik yükü birikir. Bu yüzden bu fazla elektrik yükleri vücuttan temizlenmeli, su ve toprakla topraklanmalıdır.
  • Atom çekirdeğinde -> Proton -> Kuark
  • Kuark’ları birbirine bağlayan kuvvetler, kütlesi olmayan Gluon denilen parçacıklardır.
  • En ağır atom olan Uranyum’un 1 gr.’ının füzyon işlemiyle açığa çıkmasıyla elde edilen enerji, 5 ton kömürün yanmasıyla elde edilen enerjiye eşdeğerdir.
  • Mikroskobik bir dünyada zamanın akışı hissedilemez. Atom altı bir dünyada ışık olmadığı için, zamanı saptamak da mümkün olamaz.
  • Periyodik olarak bir nesneye salınım uygulandığında, nesnenin normal durumuna göre yaptığı yer değiştirme miktarı genlik olarak adlandırılır. Eğer bu genlik, o nesnenin doğal frekansına eşit olursa, genlik sonsuza kadar artar. Buna rezonans denir. Bazı duaların belirli sayılarda söylenmesi, bu sözcüklerin (titreşimlerin) tüm fizik hücrelerimize ve düşünce sistemimize kabul ettirilmesi ile ilgili olabilir. Evrenin her zerresinin bütünsel ya da organizma durumunda frekansı, titreşme sayısı vardır. Yerküremizin zemin temel frekansı, farklı coğrafi bölgelerde farklılık gösterse de, ortalama saniyede 7.8 devirdir. Son araştırmalara göre bu değer 11 devire ulaşmıştır. Titreşim ne kadar artarsa, soyut evrenle bağlantılarımız da o kadar yakın hale geliyor. İnsanın titreşimi 62-64 Hz.’dir.
  • Kuantum fiziği teorisine göre, her insanın atomu ile bir kayanın, taşın atomu aynıdır ve aynı yaştadır. Evren varolduğundan bu yana hiç bir atom eksilmemiştir, sadece dönüşmüştür. Bu yüzden ölüm ve yok olma yoktur, dönüşüm vardır.
  • Maddenin içi dolu gözüktüğü halde aslında boştur. (İmam Rabbani, 1563-1624). Kuantum mekaniği de maddenin %99’unun boşluk olduğunu ortaya koymuştur. Bu boşluğu kaplayan enerjinin adı Vakum Enerjisi’dir.
  • İki madde birbirine dokunsalar bile atomlar birbirlerine değmiyorlar.
  • Sadece 2. milenyumun başlangıcından bugüne kadar gerçekleştirilen buluşlar, 20. yüzyılda yapılan toplam buluşların üzerindedir.
  • Bir canlı ne kadar küçükse zamanı o kadar yavaş algılıyor. (bizi ağır çekimde hareket ediyormuşuz gibi algılıyorlar). Bu da küçük hayvanların tehlikeden korunmasına yardımcı oluyor.
  • Kambriyen öncesi dönem, Dünya tarihinin en uzun dönemidir ve Dünya’nın ilk oluştuğu zaman olan 4.6 milyar (4600 milyon) yıl öncesinden, 542 milyon yıl öncesine kadar sürer. Bu, Dünya’nın günümüze kadarki tüm ömrünün %88’ine eşittir. Canlılık (ilk koaservatlar), Dünya’nın oluşumundan yaklaşık 600-800 milyon yıl sonra, günümüzden 3.8-4 milyar yıl önce ortaya çıkmıştır. Çok uzun yıllar (Kambriyen Dönemi’ne kadar) Dünya’ya sadece tek hücreli bakteriler hükmetmiştir.
  • Kambriyen Patlaması : Genellikle jeolojik çağları büyük doğa olayları (göktaşı, yanardağ, kitlesel yok oluş, vb.) kapatıp açar. Ancak Kambriyen Dönemi’ni başlatan olay, Kambriyen Patlaması denen ve aslında bir metafor olarak kullanılan olaydır. Bu dönemde, canlılar büyük bir hızla evrim geçirip farklılaşmıştır.Buna, Evrimsel Yayınım (Evolutionary Radiation) diyoruz. Evrimsel Radyasyon, türlerin büyük bir hızla farklılaşarak türleşmesi demektir. Kambriyet Patlaması değişik teorilerle açıklanmaya çalışılmakla birlikte, en önemli sebeplerin başında Oksijen miktarındaki artış ileri sürülmektedir. Oksijen düzeyleri sürekli olarak artmıştır (Kambriyen Dönem’de %13’lerdedir ancak sürekli bir artış vardır). Kambriyen Patlaması sırası ve sonrasında artan canlı miktarı, Oksijen üretim/tüketim düzeyini dengelemiştir ve 250 milyon yıl kadar bir süreyle Oksijen düzeyi sabit kalmıştır. Sonra, çok hücreli bitkilerin karaları işgal etmesiyle, Oksijen düzeyleri akıl almaz düzeyde fırlamış ve 250 milyon yıl önce en yüksek düzeye ulaşmıştır (atmosferde %28’lere kadar). Bu sırada karaya çıkan bazı hayvanlar devasa boyutlara ulaşmıştır. Geç Permiyen’de tekrar düşüş yaşanmış (%15’lere) ve bu büyük formlar düşük düzeylere adapte olamamışlar ve soyları tükenmiştir. Günümüzde Oksijen düzeyi %21 dolaylarındadır ve artmaktadır.